Bir Isırık
kimin canı çekti? denizi ve sevgilinle orada bulunmayı değil, ortadaki na işte kağıt helvayı. kağıt helva, elma şekeri, pamuk şekeri, damla sakızı.. ulan bu saydıklarımın öyle bir etkisi var ki bahsedilmesi, kokusunun duyulması yada görülmesi durumunda insanın canı çekiyor. ilk bulan bunu düşünerek mi yaptı? bir pazarlama tekniği mi bu acep? okul servislerinde sol arka camda oturan 4′üncü adam olarak yetişmeme rağmen elma şekerine ve pamuk şekeri kokusuna dayanamıyorum ama bunu kimseye anlatabilmiş değilim. acaba yabancılarla değilde gidip devletimin bir polisi ile mi konuşsam, danışsam bu durumu?

mesela şu resimdeki dayı eliyle git oğlum yanaştırma diken diken oluyor tüylerim dokundurma diyor gibi. nasıl duruyor bi parça alayım lan valla birşey olmaz zaten kocaman bu sardıklarından küçük duruyor demeden?
Yeni Türkiye ve Yeni Tema
geçenlerde sosyal içerikli yazıları pek sevmediğimi belirten fakat kendi kendine çelişen bir yazı yazmıştım. böylelikle kendi kendimide eleştirerek bu döngünün içine girmiş bulunuyorum. sigara gibi bu konu sanırım, bir kere bulaştığında herşeyi yazıveresi, çözdüm ulan diye kendini ön plana atası geliyor insanın (: herneyse dün önemli bir gündü: AKP kapatma davası partinin kapatılmadan, hazine yardımının 1/2′sinden mahrum bırakılması ile sonuçlandı. türkiye, kapatılması durumunda da, kapatılmaması durumunda da aynı yerde sayıyor fikrimce. iki ucu boklu değnek operasyonu olabilirdi bu süreç dedikleri naniğin kod adı. konu hakkında yorum yaparsam çelişkiye devam edip kendimi alkole vuracağım, allah’ım bu dünyaya ben niye geldim..
hemen başlıkta da belirtildiği gibi temayıda yeniledim. evvelki tema elite, çok eski sürümlerle birlikte çıktığı için yenilenen wordpress’e yetişemedi, bastonla, kola girmeyle buraya kadar getirdi. elimdeki en uygun temada şu an gördüğünüz mandigo temasıydı, yaptım oldu gibi. yoruma açıktır, beğenmeyen tema önersin öyle bedavaya huysuzluk yok efendim.
el notto: kimi yazıların kıçı başı kayık olabilir, gördüğünüzü bildirin ağzını burnunu dağıtalım.
and dı rileyzıs:
- gereksiz ve taşınma esnasında yıpranmış etiketleri düzenledim sildim.
- temaya threadless ve bazı ilustrasyon sitelerinden başlıklık koydum.
- twitter şeysi eklemeye çalışıyorum.
- google daha rahat indexlesin diye etiketto’yu açtım (bir süre)
- eklentileri, temayı ve wordpress’i güncelledim.
- oha dailymotion‘da engellenmiş.
- temmuz 31′mi çekiyordu ya?
- temayı tüm browserlarda denedim. ayarsızlık varsa sizdendir.
- buranında bir gün işe yarayacağını biliyordum!
- google analytics’i unutmuşum, hiç söylemiyorsunda ha google, şaşkın seni.
Sivrisinek Tuzağı
tavanda yapışmış, eminim borusundan borusundan yalanarak bana bakıyor. tek gözüm kapalı, eller şaplağa hazır bekliyorum ama rakip benden daha sinsi ve gündüz uyumuşta gelmiş. tam içim geçerken ışık numarası geliyor aklıma ve yavaşça kalkıp ışığı aç kapa yapmamla kendimi yatağın üzerinden havaya fırlatmam bir oluyor. öyle hızlı kavuşturuyorumki ellerimi yine benden daha antremanlı rakibim kaçmasa asıl istediği “üzüm bağına” kavuşacak, bedenimden bir parça olacak. fakat kaçıp tavanda başka bir yer ediniyor. diğer tek gözümle takibe devam ediyorum. yanına bir tane daha konuyor, birbirlerine kırdırabilir miyim diye düşünürken annem sesleniyor “balkon kapısını kapat, sivri girmesin.” bir fikir aklıma geliyor o an: haşereye karşı etkili boya.
konu böyle sevgili okur. bu olaydan sonra ev yapımı sivrisinek tuzağı araştırmasına koyuldum ve şurada bir anlatım buldum.sizin için türkçe’ye çevirmeye çalışacağım.
gerekli materyaller:
2000ml (2L)’lik şişe
50 gram şeker (esmer şeker)
1 gram maya
termometre
ölçüm kabı
bıçak
siyah kağıt yada karton

ilk resimde materyaller gösterilmiş ve açıklanmış bir bok yok orada ben okudum.
adım 1:resimde gösterildiği gibi şişenin üst kusmını bıçakla kesin
adım 2:200 ml sıcak suyu kaba koyun, 50 gram esmer şeker ile karıştırın. şeker karışımlı suyu soğutmak için soğuk su dolu bir kaba koyabilirsiniz (su sıçaklığı 40C olacak). altına indirmemeniz gerekiyor.
adım 3:soğutmadan sonra şekerli suyu kestiğimiz şişe parçasına dökelim ve mayayı ekleyelim. mayayı karıştırmaya gerek yok. maya çözülmeye başladığında CO2 yani karbondioksit salacaktır.

adım 4:şişeyi kestikten sonra üst bölümü atmayın, çünkü o parça bu bölüm için lazım olacak-resimde gördüğünüz gibi bu parçayı üst kısmına ters olarak yerleştirmiş. karbondioksit bu kısımdan (ağız) salınacak.
adım 5:hazırladığımız tuzağın etrafını siyah karton veya kağıt ile çevirelim çünkü sivri sinekler karanlık yerleri ve karbondioksiti severler. tuzağımız artık kullanıma hazır. sivri sinekler uçacaklar ve konmak için bu karanlık deliği seçecekler.
ipucu:tuzağı kurulacak bölgede karanlık bir yere koyun ve iki hafta sonra kontrol edin. her 2 haftada bir iç karışım yenilenmelidir.
Oysa Ellerin
yerde ağlayarak süründüğüm vakitlerde bir tek halıda saçlarını bulduğumda biraz sustum. 5-10 tanesini bir araya getirip kokladım, yokluğunda kokunu taa derinlerime çekebilmek için. elimde bir tutam saç, gözümde oluk oluk yaş. kocaman olduk aslında ikimizde; neyin ne olduğunu biliyor, tartışarak bir yere varılmayacağını her defasında ezberden tekrarlıyorduk. muzurluk bu bizim yaptığımız. ikimizin ortak oyuncağını halının çizgilerinde beraberce gezdirecekken ya paylaşamıyoruz yada kendimize doğru çekiyoruz. oysa ne kadarda mutluyuz ikimizin elide birbirinde ve avucumuzda sevgimizle. kalp kırılması ile sonuçlanacak kazalara sebebiyet vermenin ne gereği var. bekliyorum.
Ne Güzel Güldün
6 aydır duygu tomurcuklarımı dizimde sektire sektire geziyorum ve içimiz salıncaktan atlarken kalkar ya, içim o durumda. bir koli küçük kutu meyve suyunu kendi pipetleri ile içtikten sonra yola dizip her adımda birini patlatan bir orkestrayı yönetiyorum aynı zamanda. maksadın muhabbet olduğu masalarda en içi geçmiş adam ben oluyorum, kahkahaların göbeğinde dalıyorum. sıcak, ama ben karpuzun kendi kendini soğuttuğuna inanıyorum ve serinlemek için bir süredir güneşin altında karpuzla beraber bekliyorum. kışı da bekliyorum, bir kartopu yapıp içine ufak bir not iliştirip önünde dağılacak şekilde fırlatmanın planlarıyla serinliyorum.
belki durup dururken yanına gelince
söylediklerimi anlamsız buldun
oysa vakit yoktu ama sen haklıydın
çünkü böyle şeyler aceleye gelmezdi
yalandan da olsa ne güzel güldün o akşam bana
belki tanışmak zor iyi anlaşmak zor
peki görüşmek çok mu kolaydı
çok kısa bir zamanda belki birazda zorla
bence gayet iyide anlaştık
yalandan da olsa ne güzel güldün o akşam bana
[audio:http://www.worryaboutyou.com/1557/59378/b9e06a1819.mp3]
Şikayetim Var!

güncel ve sosyal içerikli blogları yada yazıları sadece okurdum ve okurken hiç birgün benimde bu konularda yazacağım aklıma gelmezdi. allah allah olmaz ya.. derdim hatta okurken. bu yazıyı bana yazdıran durum çokta iç açıcı ve örnek olup anlatılacak bir durum değil; bir kapkaça şahit oldum. evet resmen bir kapkaçtı ve orada bulunan polis memur ve memure olaya benim baktığım yerin 2 metre ilerisinden benim gibi baktılar. biri telsizine yapıştı ama anonslu kısmını tam olarak dinleyemedim olayın heyecanından. fakat kapan kaçmıştı bile..
güvenlik birimlerinden bize daha yakın olanı polislerdir ve bunun gibi gasp durumlarında yanımızda olmaları en esaslı görevlerindendir. bende bir zamanlar amaaan polislerin umurunda mı bakalım? diyordum ama bu kadar gözle görülür tanıklığım olmamıştı. sizde eminim çok duyarsınız polis ile ilgili benim sarf ettiğim gibi sözler..
maksadım türk polisini kötülemek değil, benim gibi bu tarz olayları görüpte polisin tepkisiz kalmasına hayret edenleri kapıp kaçan şahısı anında ensesinden yakalayarak ve gerekenin yapılacağından emin bırakarak alkışı haketmeleridir. yinede gerekenin yapıldığını yada yapılmaya çalışıldığını umarak kendimi güvende hissediyorum.
yazı ile ilgili ve çözüme kavuşturucu yazı: şikayetim var #2
Karadeniz

bir bataklık olmadan bu sevda, bitsin! dedi genç kız gözlerinin altında göz bebekleri kadar küçük taneli damlalarla. alınma ama, kurtulmaktan, sıyrılmaktan yanasın bataklık olarak gördüğün bu uzun berrak yemyeşil deryadan. gözlerin yanılıyor olmalı ki bu güzelim yeşilliği, parıltılı minik dalgaları, geceleri suyun üstüne düşen şu koca ay’ı nasıl bir çamur çukuru olarak görürsün dedi erkek titrek sesiyle ve devam etti bana ve senin için her damlasına kadar kendimde biriktirdiğim bu denize yapacağın en büyük kötülüktür bize girdiğinde çamura bulanacağını sanmak. derinimizde saklı hazinelerden mahrum kalacağını bile bile uzaklaşmak istiyorsan seni engellemek isterim; çünkü bir adım arkanda asıl bataklık var. denizinden korkuyorum ama ben dedi biraz daha sakince genç kız. erkek kendine güvenerek cevapladı: ben senin için doldurdum burayı, ne vurgun yemene izin veririm nede boğulmana. kendi dalgalarımı dizginlerim dalgakıranım olurum, boğulmanı engellerim; gerekirse tüm suyu gözlerimden akıtır kendi kendimi boğarım..
Birinci Tekil Şahıs

televizyon artık o kadar sıkıcı duruma geldiki, yapımda ve yayında emeği geçenler dahi saçma sapan davranışlar sergilemeye başladılar. 5 dakika önce ankaralı bilmem kim ile şakır şukur oynayan program sunucusu ve çaktırmadan kayıda alınan ekip, oturup ohh dedikten sonra iki büklüm bir abladan dert dinliyorlar ve ağlıyorlar. sunucu neyse ağlayan ekip elemanlarıda şu sıraların yeni ekran gözdesi.
6 yıldır her yıl olduğu gibi öss’ye girdim ve 6 yıldır aldığım puanın aynısını aldım. bu istikrarımı açıköğretim birinci sınıftada 4 yıldır sergiliyorum. boyumu ve kilomuda hemen hemen aynı süredir koruyorum. bu yapımla potansiyel bir memur adayı olabileceğimi buradan siz kpss kabul kadrosuna (var ise) sunuyorum efendim.
ilkokuldan başlayan kümeleşme, gruplaşma, kızlar ve erkeklerin ayrı giyinip soyunması (beraberde olabilir nolcak kardeştik o zaman) sonra bütün halinde kimseyi tutabileceklerini sanmıyorum. birde flütten tükürük attırtma vardı.
lisede bir öğretmenin saati soran sevimli bir kıza cevaben kolunu ıssırıp eti kemik geçiyor dediğini gördüm. o günden sonra sigaraya başladım ve içtiğim için aynı hocanın kolunu ıssırdığı o bileğinden tokat bile yedim.
makarasına takılıyorum saçmalığına uyuz oluyorum. bir gün birinin makarasına iyi bir sarıcam ama inşallah yakınlarımdan olmaz.
Büyük Davet

erkekler parlak gömleklerinin içinde birer leylek, kadınlar ise şişkin katlı elbiseleri ile adeta kurumaya bırakılmış asılı birer gül.. gözü aradığını buldu ve bir masada yer gösterdi. sandalyesini çekerken mutluluğuna diyecek yoktu; sanki ayaklarının altından bir kürdan boyu küçücük dalgalar gidip geliyordu. yemekler oldukça iyiydi, içkilerde öyle. biraz fazla kaçırmış olacaklarki dalgalar bir çatal boyunu geçiyordu arada bir. saat ilerledikçe davetliler dahada yaklaşıyor birbirlerine, dahada sıcak oluyor içerisi, içkiler daha ağırlaşıyor.. ve dalgalar dizlere gelecek kadar yükseliyor. gece ilerliyor.. dalgalar yüzlere vuruyor.. fısıldamalar, dedikodularda artıyor dalgalarla beraber. normal giyimli, beyaz yüzlü bir erkek çıkıp boğuluyoruz diye uyarmaya çalışsada sesini dalgaların içinde sadece fısıltı ve dedikodu duymaya odaklanmış kulaklara duyuramıyor. gömlekler ıslanıyor, su güllerin üstünde hiçte resimlerdeki gibi durmuyor. sabaha karşı güneşin doğmasıyla kapılardan ve pencerelerden içerisi boşaltılıyor. beyaz yüzlü erkek can çekişiyor. can kurtaranı olmayan bir plajda boğulmak çok zor..
Teknoloji Ağacı

allah kimseye göstermesin başıma geleni; fare bozuldu. kutulardan, oradan buradan eski toplu bir fare çıkardım. bozulan farenin yanında ben daha yontulmadım kavisleriyle duran fareye fare demeye utanıyor ingilizce ismi mouse ile hitap etmeyi daha sindirilebilir görüyorum. ortada tekeride yok, sanki tekerin icadından önce üretilmiş. pencereleri tutup çekerek kaydırmak durumunda kalıyorum. faremi çok özledim şimdiden. aynısını bulup bir daha almak gerekecek fakat aynı tadı verir mi bilmiyorum. ne güzeldi ışıklı falan. diyeceğim şudur ki biz teknoloji ağacına turmanırken altımızda bıraktıklarımıza çürük gözüyle bakıyoruz. tüplü 15″ monitörlerde buna dahil. hele birşey hatırlatıp kendimi tamamen haklı gösterip uzaklaşacağım; commodore 64 kaset okuyucu ve kafa ayarı. güle güle..
Durak
iki ayrı kare, iki ayrı hayat. fark etmeden birbirlerine bakıyorlar durağın içindeki reklam camekanlarından. kız çok daha samimi duruyor erkeğe göre, daha candan. erkek çok dikkatli bakıyor, gözleri dikmiş; bir yere odaklanmış gibi. arada benim olduğumu fark etmeden bakışmalarına devam ediyorlar, bende utandırmamak için çok belli etmiyorum. kız samimi duruşunu korurken erkek ciddiyetini farkettirmek için elinden geleni yapıyor. elindeki patates cipsinden uzatıyor kıza doğru, kız hiç olmaz demiyor rujlu dudaklarına tebessüm vererek alıyor. camla beraber birbirlerine yaklaştıklarını hissediyorum, durak çok daraldı… erkek sürekli cips yiyor, kız tebessümü bırakmıyor.. korktuğum başıma geliyor, otobüsüm karşıdan görünüyor. aradan kalkmak istediğimi belirtir hareketlerde bulunuyorum ama nafile. bu etkileşimin tek şahidi benim ve gitmemi istemiyorlar. kız dudaklarını düşürüyor, erkek yediğinden tiksiniyor. otobüse biniyorum, kız hala karşısındakine bakıyor, o cipsini yerken.







