Red Rabbit from Egmont Mayer on Vimeo.
Gülgün Feyman’la İmana Gel
Başlaması beklenen yarışmanın ismi “Tövbekarlar Yarışıyor“. Format fıkra gibi; 1 imam, 1 haham, 1 papaz ve 1 budist rahip 10 kişilik ateist gruptan gözlerine kestirdiklerine kendi dinini aşılamaya çalışacak. Bunu başaran yarışmanın da galibi olacakmış.
Yarışmaya din adamları ilgi gösterir mi yoksa adam yoksunluğundan kaybolur gider mi bilmem ama herkese kendini bir kere olsa da izleteceğinden eminim. Biz beyni uyuşuklar (“Beyninizi uyuşturan ve size hiçbir şey kazandırmayan diğer yarışmalardan bıktınız mı?”; alıntıdır) bu program ve din adamları sayesinde ferahlayacak gibiyiz. İyi k i varsın Kanal t-elevizyonu.
Yarışmanın sunucusu ve moderatörü unutulmuş yüz Gülgün Feyman olacakmış.
Amerikan Traşı
An gelir, peşine kapılıp gittiğim duygular olur. Ve işte o an ben yaşayamam. Bunların en yoğun duygularla beslenmişi ve en derini Amerikan traşa gönül verdiğim, peşinden ölüme bile gideceğim çocukluk dönemlerim oldu.
Mahalle baskısı bir yana, modaydı moda. Eğer 7-11 yaş arasındaysan Amerikan traşı berberler tarafından sağ ense kökünden makina ile girmek sureti ile sanki otomatik bir makinanın kollarından çıkıyormuşcasına yapılırdı. Yani her berber, eğer çocuk bu yaş aralığında ise hiç sormadan, bakmadan Amerikan’a girişirdi.
Hadi biz bilemedik o görüntü zibidiliğini. Belli bu çocuğun 20′li yaşlarına gelince “şimdiki aklım olaydı…” diyeceği. Belli bu çocuğun resimli anılarında apaçi gibi soluk yüzüyle ve ayarsız saç modeli ile pozlar verip sonrasında pişman olacağı be berber adamı.
Gerçi berberler de haklı. Tavuk götü modasından sonra Amerikan modası elbet çok daha iyi ve edepliydi.
Bir Ki Üç Dört..

Her adım attığımda ince ve tek notalı keman sesi geliyor. Adımın büyüklüğüne-küçüklüğüne göre uzuyor veya kısalıyor. Sendelediğim zamanlarda o kadar bozuk geliyorki keşke hep emekleseydim diyorum. Hayatımın böyle bir müzikale döneceğini hiç bilemezdim. Korku ile boğuşurken ben şişko yanaklı obuacının kemancılara la vereceğini, kemanelerin yeni reçinelenip hazırolda bekleyeceğini ve bu orkestranın şefinin gündüz rüyalarına dalmış olan ben olacağımı hiç mi hiç bilemezdim. Kaçmakta çare değil; adımlar hızlandıkça herşey birbirine karışıyor. Kalbim bu orkestranın metronomu. Her final selamı vermeyi denediğimde ince ve ürkütücü bir ses belimden eğilmiş bedenimi ve tüm tüylerimi ürperti ile havaya kaldırıyor; ya bu kargaşa senfoni orkestrası dağılmalı ya da ben bir davulun içine saklanmalıyım. Yardım edin!
Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 1001 Film
Steven Jay Schneider’in kitabındaki o meşhur liste: Ölmeden önce izlenilmesi gereken 1001 film. İzleyecek film bulamayanlara, bu konuda yardıma ve tavsiyeye ihtiyaç duyanlara gelsin bu liste.
1. A Trip To the Moon (1902)
2. The Great Train Robbery (1903)
3. The Birth of a Nation (1915)
4. Les Vampires (1915)
5. Intolerance (1916)
6. Broken Blossoms (1919)
7. The Cabinet of Dr. Caligari (1920)
8. Way Down East (1920)
9. Within Our Gates (1920)
10. The Phantom Carriage (1921)
devamını okuyun »
Facebook Kullanıcı Adı
Facebook bu sabah itibari ile kullanıcı adı sistemine geçti. Bu adresten kayıt ettirebileceğiniz nickiniz/isminiz bundan sonra www.facebook.com/isminiz gibi görünecek.
Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak

1 milyon gence bilgisayar öğretmeyi, Avrupa Bilgisayar Yeterlilik Sertifikası (ECDL) vermeyi hedefleyen bu proje Türkiye Vodafone Vakfı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Habitat için Gençlik Derneği önderliğinde kurulmuştur. Tamamen ücretsiz kayıt olup, e-öğrenme sitemi ile internet üzerinden kursu bitirip Avrupa Bilgisayar Yeterlilik Sertifikası (ECDL) sahibi olabilirsiniz. Bu eğitimi nasıl alacağını merak edenlere açıklama metini mevcut.
Yeni Kitap Kokusu
Bir yazı yok bu başlığın altında; ürün var. Daha önceden yağmur kokusu, ayak kokusu veya dağ havası kokusu duymuştum ama yeni kitap kokusu bu işte çığırdır bana göre.
Açıklamaya göre e-booklara gömülü milletler haline gelen şu hem globalleşen hem de yuvarlak dünyada bir grup çılgın mühendis tarafından (evet mühendis) geliştirilen bu kokunun farklı aromaları da varmış. iPhone’umuza, bilgisayarımıza sıktığımızda yepis yeni kitap kokusu yayılacakmış.
Toplamda 3 kitap okuyup, yaz günüdür diye koltuk altına sıkandan ürünü geri istiyorlar, kimliğine ulaştıkları vakit çok pis rezil ediyorlarmış.
Iron Man vs Bruce Lee
Bruce Lee’yi 35 kurşunla anca öldürmüşler, yok bir de teneke adam kazansaydı. Hey yavrum hey.
Metal Dedektörü Sandalet
Her kim ki bu ürünü bu yaza ithal edip Türkiye’de satışa çıkarır, sezonu kaçırmaz ise o Bill Gates ile olmasa da birçok zenginle yarışacak kadar mal mülk sahibi olur.

Hem parmak arası seviyoruz hem de dedektörlere doğuştan bir ilgimiz var. Herkesin bildiği gömü varken, tutar bu tutar.
Home “Yuva” Belgeseli Kaçıranlara
Televizonla pek alakam olmadığı şu günlerde Home belgeselini de duymamışım. Ta ki devrim şu yazıyı yayınlayana kadar. Bu akşam NTV’de yayınlandığı diğer dünya kanalları ile beraber gösterildi. İzleme şansı olmayanlar olabilir, tekrar izlemek isteyenler olabilir. Buradan NTV Home “Yuva” belgeselini online izleyebilirsiniz. Detaylı bilgi projenin Youtube sayfasında.[via]
Ülkemizin yasakları yüzünden Youtube ile izleyemeyenler için sevenload linkleri:
Bombalar Düşüyor

Çok süper birşey düşündüğümde hevesimin kırılması an meselesi. Eğer o andan önce kendimi çok süper bir adam hissetmiyorsam, düşündüğüm çok süper şeyin daha süperini dünyadaki bilmem kaç milyar insanın süper olanlarından birinin düşünebileceğine kendimi inandırıyorum ve süper şeyler havada asılı duruyor. Evet odamda süper şeyler asılı benim; gece parlıyorlar. Sabahları patlıyor bombalar teker teker. Ne geliyorsa sabahları geliyor ama bir tabak menemene, bir bardak demleme çaya yenilip gidiyor; menemen yiyen, limitsiz kahvaltı salonundaymış gibi abanarak çay içen süper şeyler üreten süper adam mı olurmuş?
İşin şakası bu; ürettiğim fikirlerin değersiz kalması bir yandan acıtıyor, bir yandan da düşündürüyor. Emsalsiz işler yapabilme potansiyelini her bir insanda tek tek görebilirken, paketlenmiş, fikir küpü insanları da ortalıkta görebiliyoruz. İşte mühim olan aralarından sıyrılıp, yaptığımızın kıymetini bilerek, kendimize ve fikirimize güvenerek ayakta durmak. Ben bunu beceremiyorum ama yapabileceğime inanıyorum.
Doğum Günü Masalı
Dünyanın 365 gün 6 saatinin 1 gününü ve o günün de 140.000 ortalama ile doğan çocuklarından bir tanesini anlatan kısa masaldır:
Doğanın dengesi için, dünyanın kaderinden ötürü, annesi ve babasını mutlu etmek için, birazcık büyüyüp sevgilisinin elini tutup her yere gitmek için küçük bir kız dünyaya gelmiş 24 yıl evvel bugünün sabahında.
Annesi onu çok sevmiş; babası daha çok sevmiş ama annesi daha daha çok sevmiş babasına söylememiş. Küçük bebekle baş başa kaldığında annesi bu durumu düşünür içinden içinden gülermiş.
Birden büyümüş. Babası şaşırmış; annesi daha çok şaşırmış ama babası daha daha çok şaşırmış, annesine söylememiş.
Okula gitmiş; yeni öğrendiği kelimeleri 5′er kere çizgili defterine, OBEB ve OKEK’li işlemleri kareli defterine işlemiş.
Hiç hayatın geyikten ibaret olduğunu düşünmemiş ama hep hayatın geyikten ibaret olduğunu düşünen biri ile tanışmış.
Yarım elma kostümünü giyip beklemekte olan hayatın geyikten ibaret olduğunu düşünen birinin yanına yarım elma kostümünü giyip yaklaşmış; el ele tutuşmuşlar.
Erkek ıslık çalmış; Aaa, beyaz bir at! Binerdin binemezdin, 2 yıl oluvermiş at üstünde gezdikleri el ele.
İşte bugün annesinin babasından daha daha çok sevdiği, babasını annesinden daha daha çok şaşırtan ve nacizane benim hep yanımda olan ve olmaya devam edeceğine inandığım, benim de yanında olmaktan 40 polyanna gücünde mutlu olabildiğim bu masalın kahramanı şeker kızın doğum günü. Doğum günün kutlu olsun.
Biraz arabesk olacak ama “seninle yaşlanmak istiyorum”
Çok Sayın Rus Yorumcular/Spamcılar
Ruski Arkadaşlar,
2010 Kültür Başkenti İstanbul organizasyonu ve ülkemizin bilmem kaçta kaç turist potansiyelini oluşturmanız dolayısı ile yaptığınız spamları ve manasız yorumları, ucu bir yere çıkmayan linkli postlarınızı sessiz sessiz, çileyse çekilecek edasıyla 3 yıldır siliyorum.
Sırf bizim insanımıza kıl kapmayın, çoluğu çocuğu toplayıp tatile gelin diye üzerime düşen vatandaşlık görevi bildiğim bu işi yapıyorum. İyi de yapıyorum ama yeter!
En iyi taktik savunmadır felsefesini yıkıp geçecek yeni planımı buradan sizlere açıklıyorum: Всероссийский блогов “бегум бегум Huuuuuuu говорит ману установлен оставлять комментарии”. Yani “Tüm Rus bloglarına “Begüm begüm Huuuuuuu” yazan, mana yüklü yorumlar bırakacağım.” Her boku kendime vatandaşlık görevi bilen ben bunu da yüksek mevkiilerdeki bir arkadaştan aldığım direktifler doğrultusunda ve gazıyla, laf söyletmeden, sidik değdirtmeden, çatır çatır ve klavyemin son tuşunu ortaya koyarak yapacağım. Rus turistmiş, bilmem neymiş ama ayıp vallahi ayıp.
Bu girişim nasıl durdurulabilir: Rus ilgililere bir de çözüm yolu sunuyorum. Her kim ki “Ben Rusya’dan gaz bakanlığında çalışanım…” başlıklı bir mailde “bu işi yapan, o hacker araması yaptığınızda çıkan yeşil fonda poz vermiş maskeli deyuskidir” derse, ben bu protestoyu durdururum.


