Özet Olarak

10 Mart 2008

al kalbini ver kalbimi

al kalbini ver kalbimi! eğer aldıysan. ben aldım evet. ceviz ağacı gibi bir ağaçtı verdiğim yer. senin aldığın yer neresi bilmiyorum. eğer aldıysan. gün geçtikçe düşüncelerimde değişiyor, gelişiyor. senin üstünde yapıyorum deneylerimi, gözlemlerimi, gezilerimi. sevgi turları düzenliyorum. ama bu sefer hiçbir yeri gezmek, görmek, bilmek istemiyorum. ver bana ait olanı, al seninkini. eğer aldıysan. sonu yaklaştıkça “kısa bir özetini yarına istiyorum” denmiş gibi kendi kendimi “özetlesem ne çıkar?” diye sıkıştırıyorum. kalemi kağıdı değil, kalbimi ve anılarımı alıyorum. kafamı az öne eğip düşünmeye başlıyorum. nedir senin özetin? çünkü bu değiş-tokuş sırasında bir özet olmalı. bu yaptığımızın bir nedeni olalı. kim kime neyini vermiş? istediğim özeti sana verirken yüzüm kızarıyor. “kısa mı oldu acaba?” diyorum kendi kendime ve bu beni çok utandırıyor. yinede hiç olmazsa isimime 5 puan verirsin özetimi beğenmezsen diyorum:

Lowman

seni seviyorum

İçimi Boncuk Boncuk Kaynatan Kadına

6 Mart 2008

 svsv.jpg

içimi boncuk boncuk kaynatan kadına..

günlerdir peşinde aptal gibi dolanan ben,evet aptal diyorum öyle düşündüğünü biliyorum aptallaştım dolanmaktan durda dinle,dinlenelim artık.papa geldi türkiyeye gezdi gidiyor adam onun hatrına insan bir durur bakar..

pes edeceğimi düşünüyorsun seninle birlikte dolanmaktan ama hayır.elimdeki posta gazetesiyle haydar dümen okuyaraktan,selvi boylum al yazmalım çığıraraktan peşini bırakmayacağım hain kadın.herkes dinliyor sen neden dinlemiyorsun beni.hani seçme-seçilme kendimi ifade etme hakkımı 18den sonra almıştım..

jelibon yer misin?peşinde koşuştururken enerji versin diye ayılı jelibon yiyorum.bir pakette ortalama 24 tane oluyor ve yedikten sonra 24 ayı gücünde peşindeyim yaaaağğğğğrr diye kükreyip yolumuza devam ediyorum.
yolumuz diyorum,kesişecekmi bu yol bilmiyorum.çarpacak mıyız birbirimize?dökülecek mi defterlerimiz?eğilirken toslaşacak mıyız?ah ulan ah düşünmesi bile ne güzel.sana kafayı koduğum gibi sümük gibi yapıştırıyorum yere..hey yavrum bee.kafa var şimdi kafa var..

kablo tv almışsın eve faturaları takip ederken gördüm.evet o faturaları senden önce ödeyen benim.kendi kendime gelin damat olduğum için herşeyi ödeme hissi var içimde.öküzlüğü benimsedim.kablo diyordum.bende aldım.o kablonun bir ucununda senin izlediğin birşeye bağlı olduğunu hissetmek bile mutlu ediyor bazen beni.iki jelibon daha atıyorum gücümü topluyorum seni iki jelibon daha çok seviyorum.

thy nin 61 sayılı seferi ile her gece sana uçuyorum.hemen geri gönderiliyorum,yer yok,vize yok senin gibi adama bu yerlerde diyorlar inmeden geri postalıyorlar pilotun yanındaki basamağa minder koyup oturtuyorlar..
3 korner bir penaltı kuralı vardı biz küçükken mahalle futbolunda.3 kere dikildim karşına direği yaladık out olduk.penaltımı bu yazı ile değerlendirdim gol olup olmadığını bilmek istemiyorum.bu da mı gol değil? bu da mı gol değil haa?

seni jelibondan daha çok seviyorum.

uçaktan yere düşmüş sigara külü..

Buradan Göçerken

1 Mart 2008

phonebb.jpg

“ee ne aldın yanına bu dünyadan?” diye sordu ince bıyıklı, çökük yanaklı, kırmızı gözlü adam. “hiçbirşey alamadım, çok ani oldu gelişin” diye cevapladı. ince bıyıklı adam sorusunu yineler tavırla “ne aldın diyorum” dedi. “hiçbirşey diyorum ya” diye sertleşerek cevapladı. “kayda değer birşey var mıydı peki hayatında, ne gördün, ne yaşadın?” sorusunu değiştirdi fakat tepkisi aynıydı ince bıyıklı adamın. “birini gördüm, onu yaşadım, kayda geçtimi sizin o tarafta bilmiyorum ama benim önümden ufacık girdi arkamdan kocaman çıktı” dedi heyecanla. ve kayıt altındakini anlatmaya koyuldu ince bıyıklıya..

“senin kadar soğuktu uyanıkken, uyuduğunda da gideceğim yer kadar sıcaktı. halini sana değil, kendime anlatıyorum aslında şu anda. içim dolmuş çok. ağlasam dinlemezsinki. şeytansın sen, gözlerin kırmızı. ben kırmızıyıda çok sevdim aşkın sırf aşkın rengi dediler diye..” 

Lambadaki Cin

29 Şubat 2008

jdx12.jpg

görüyordum. dokunamıyordum ama içine içine gözlerimle. içimde kalmıştı resmen. bir ara gözüm kaydı sanki camın arkasında da aynı görüntüyü sezdim fakat kafamı çevirmeye yetişemedim. lambaya bakıyordum altı üstü. doğaüstü yetenekler verdim sanırım aklımca bu tasarruflu zamazingoya. kafamı ileri geri itip çektikçe gölge gidip gidip geliyordu. ama göremiyordum artık seni. küçükken duvara balık olarak yansıyan gölgesi sen olmuştu bugünlerde. ama göremedim. küçüklüğümdeki balıkta çoktan gitmişti. şimdinin gölgesiz, yansımasız, hayalden bile tasarruflu ampülleri..ne kadar uyuz bir durum değil mi? lambadan bir cinin çıkmasını beklemek gibi süzülen ışıktan sevgilinin hayalini beklemek. anladım ki seni düşünmekten tasarruf etmişim bugün..

” şimdi bana dediki seviyorum seni dedi. bende şaşırdım kimi dedim. seni dedi. bende kimi diye tekrarladım. seni seni dedi iki kez. bende iki kez şaşırdım bu sefer. dilim dolaştı. seni seni seni tekrarladı 3 sefer.bende 3 kez şaşırdım. 4üncüde eeee yeter bee dedim bende sizin gibi “

Hem Kırılgan Hem de Küp

28 Şubat 2008

fragile

x kilo sevgiliyi alıyoruz. her biri aynı boyda olacak şekilde küp küp kesiyoruz. her küpün hacmini hesaplıyoruz. son küplere doğru “anam elim kaydı taşırdım” diyerek küplerin içini sevgimizle dolduruyoruz. kısık sesli seni seviyorumda hafif yanakları pembeleşinceye kadar bekletiyoruz. üzerine bir-iki yudum şarap kattıktan sonra beklemeye başlıyoruz. sms’ini veya hazırlanmasını bekler gibi. bu arada gözlerine kitlenip kalıyoruz. sevgiyi biraz yükseltip, saçlarıyla oynamaya, yanaklarına dokunmaya başlıyoruz. ve tam bu sırada asıl malzeme olan aşkımızdan yine dilediğimiz kadar karıştırıyoruz. kıvamı sevgilinin tenine eşdeğer olduğunda ağzını hafifçe kapatıp “biliyorum” diyoruz.