“Aşk” ‘ta Geçen 40 Kural

26 Ağustos 2009

Erkekler için özel kapağının çıkmasına, elif_safak_ask_kitabi_ konuştuğum her 3 kişiden birinin bu kitaptan bahsetmesine ve okumak için içim içimi yese de bir fırsatını bulamadım Elif Şafak’ın Aşk’ını okumaya. Gelen bir mailde kitaptaki bir bölümün Şems’in 40 kuralından bahsettiği yazıyordu; olduğu gibi kopyalıyorum:

1. Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !

3. Kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. Kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5. Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
Bırak kendini, koy gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

devamını okuyun »

Oysa Ellerin

25 Temmuz 2008

yerde ağlayarak süründüğüm vakitlerde bir tek halıda saçlarını bulduğumda biraz sustum. 5-10 tanesini bir araya getirip kokladım, yokluğunda kokunu taa derinlerime çekebilmek için. elimde bir tutam saç, gözümde oluk oluk yaş. kocaman olduk aslında ikimizde; neyin ne olduğunu biliyor, tartışarak bir yere varılmayacağını her defasında ezberden tekrarlıyorduk. muzurluk bu bizim yaptığımız. ikimizin ortak oyuncağını halının çizgilerinde beraberce gezdirecekken ya paylaşamıyoruz yada kendimize doğru çekiyoruz. oysa ne kadarda mutluyuz ikimizin elide birbirinde ve avucumuzda sevgimizle. kalp kırılması ile sonuçlanacak kazalara sebebiyet vermenin ne gereği var. bekliyorum.

Ne Güzel Güldün

25 Temmuz 2008

6 aydır duygu tomurcuklarımı dizimde sektire sektire geziyorum ve içimiz salıncaktan atlarken kalkar ya, içim o durumda. bir koli küçük kutu meyve suyunu kendi pipetleri ile içtikten sonra yola dizip her adımda birini patlatan bir orkestrayı yönetiyorum aynı zamanda. maksadın muhabbet olduğu masalarda en içi geçmiş adam ben oluyorum, kahkahaların göbeğinde dalıyorum. sıcak, ama ben karpuzun kendi kendini soğuttuğuna inanıyorum ve serinlemek için bir süredir güneşin altında karpuzla beraber bekliyorum. kışı da bekliyorum, bir kartopu yapıp içine ufak bir not iliştirip önünde dağılacak şekilde fırlatmanın planlarıyla serinliyorum.

belki durup dururken yanına gelince
söylediklerimi anlamsız buldun
oysa vakit yoktu ama sen haklıydın
çünkü böyle şeyler aceleye gelmezdi

yalandan da olsa ne güzel güldün o akşam bana

belki tanışmak zor iyi anlaşmak zor
peki görüşmek çok mu kolaydı
çok kısa bir zamanda belki birazda zorla
bence gayet iyide anlaştık

yalandan da olsa ne güzel güldün o akşam bana

Karadeniz

22 Temmuz 2008

bir bataklık olmadan bu sevda, bitsin! dedi genç kız gözlerinin altında göz bebekleri kadar küçük taneli damlalarla. alınma ama, kurtulmaktan, sıyrılmaktan yanasın bataklık olarak gördüğün bu uzun berrak yemyeşil deryadan. gözlerin yanılıyor olmalı ki bu güzelim yeşilliği, parıltılı minik dalgaları, geceleri suyun üstüne düşen şu koca ay’ı nasıl bir çamur çukuru olarak görürsün dedi erkek titrek sesiyle ve devam etti bana ve senin için her damlasına kadar kendimde biriktirdiğim bu denize yapacağın en büyük kötülüktür bize girdiğinde çamura bulanacağını sanmak. derinimizde saklı hazinelerden mahrum kalacağını bile bile uzaklaşmak istiyorsan seni engellemek isterim; çünkü bir adım arkanda asıl bataklık var. denizinden korkuyorum ama ben dedi biraz daha sakince genç kız. erkek kendine güvenerek cevapladı: ben senin için doldurdum burayı, ne vurgun yemene izin veririm nede boğulmana. kendi dalgalarımı dizginlerim dalgakıranım olurum, boğulmanı engellerim; gerekirse tüm suyu gözlerimden akıtır kendi kendimi boğarım..

Yolluk

9 Temmuz 2008

seninle olduktan sonra öğrendim gözüm yollarda kaldının sadece bir deyim olmadığını, özlemenin verdiği sersemliği, akıl kaymalarını.. bir tabak kabak çekirdeğinin aslında hiçbirşey olduğunu ve kabuğununda yenmesi gerektiğini; çünkü ikinci tabağı almak için pencereden kalkmak gerekiyor. ya o arada beliriverirsen? ben ne yaparım o 15 saniye bahçenin demir korkuluklu yolundan geldiğini hayal etmeden?  ve sonunda belirdin; aynı anda sevinçten bende delirdim. her ilk gördüğümde bu geçici akıl kaybını yaşamak o kadar yumuşak ve heyecanlı bir duygu ki.. tıpkı bir pamukşekerin tamamını ağıza tepmiş olmak gibi. görünmez iplerle bileklerimden bağlanmış gibi açılıveriyor kollarım, tam seni içine sığdıracak kadar bir kucak. sana yer yaptım, burada uyu olur mu?

not: evet pamukşekerin tamamını ağzıma teptim, bu duyguyu da ancak böyle tasvir edebiliyorum.

Bu Adam

8 Temmuz 2008

“not defterine alınmış kısa kısa notlar; harfleri sana doğru ilerliyor” cümlelerin sonunda bir nokta daha koymak için bir heves, dalgın gözler her an dolmaya hazır. alkollü içecekleri keyif için içmeyi unutmuş, yorgun ve uykusuz. elde bir sigara yanarken ikincisini paketten sıyırmayı bekleyen eller, gömleğinin cebinde yarım jelibon paketi. kendiliğinde, yalnızlığında bile görgülü olmaya çalışılmış, çatal ve bıçakla yenmiş kızarmış tavuk butları. miskin bir oturuş tarzı; amerikan usulü bacak bacak üstüne atıp, kıçı oturulan yerin sonuna dayamak.. saçlar hiç bitmeyen bir yolculuğa başlamış bile sakallarla yarışırcasına. kahveden ve sigaradan olduğu belli kırık beyaz dişler. filmlerdeki gibi bir efektle ağzından içine doğru girecek olursak karşımıza çıkması muhtemel vaka : kırılmış bir kalp, yeter artık diye isyan eden dolaşım sistemi. pek fazla değil az daha yukarılara çıkarsak, bir nokta daha koymayı emreden bir beyin.. topal kalan tavuğun şerefine..

Ne Zaman?

2 Temmuz 2008

bu işe herhangi bir zaman verilir mi bilinmez ama yarın, haftaya, önümüzdeki ay olmuyor, cuk oturmuyor. zamanı varsa o da şimdi olmalı. şimdi bu kalp hızlı hızlı çarpıyor, şimdi uçuşuyor içimizde birşeyler ve şimdi bir heceye bakıyor gözler içindeki yaşı akıtmak için. bulutlara çıkma vakti şimdi, oradan daha yükseğe zıplayıp dünyayı muhteşem bir varlık gibi şimdi görebiliriz toz pembe görüş dürbünümüzle. şimdi ölsek ağzımız ve gözümüz açık gider; bir kere daha göreydim, bir kere daha haykıraydım seviyorum diye. şimdi çıkarsa çıkar sakızdan manalı maniler, diğer türlü ben ata binsem nereye giderim? şimdi olsa bir trafikte, bırakmaya gittiğimiz yere varana kadar doya doya baksak şu anları bize çekilir kılana. şimdi olur bunlar.. önümüzdeki şimdi

Stop..Kestik…

14 Haziran 2008

tamam dur artık! zaten tüm sözlerimizi yedik bitirdik, birde birbirimiz çok geliriz; tatlıya bağlamaya yer kalmaz. benimle alıp veremediğinin alma kısmında daha ne olmalı bilmiyorum ama verme kısmında cimri olman belki beni bu kadar hırçın yapan.. nereden nereye geldiye getirmeden yerlerimize uyusak iyi olacak. en sevilecek hali uyku hali kocaman insanlarında; bebek misali.uyuduğunda daha çok anlıyorum seni..

 

b: canım?
s:zzZzzZzzZz..
b:bende..
s:ZzzzzZzzzZzz..
b:hiç düşünmedim bilmiyorum
s:zZzzZzZzZ..
b:evet olsun..ikiz olsun mu?
s:zzzzZzz..

Sevme ve Sevişme Hakkı

28 Nisan 2008

Sevişme

..dudağımdan karışsan kanıma. ağzının salyası içime dolsa dolsa. daha sonra kussam seni yeniden çıkaracak kadar. sarılsak terlesek. medeni halimizin bekarlığından sonuna kadar faydalansak. gözlerimiz gelse birbirine ağlasamı, gülsemi bilemesek bebeklerimiz. ellerimiz şaşırsa birbirimizinkinin hangisini tutacağını. bir yandan merak etsek gözler açık mı kapalı mı? misafirlikten geçse artık vücutlar; kurulsalar. nefes almayı unutsak yine birbirimizin aşkını emerken. o an sen benim ben senin feragatçin.. ne de olsa sevme ve sevişme hakkına sahibiz desek pişman olmadan önce..

Dilim Kalbime Dolaştı

13 Nisan 2008

yine dilim kalbime dolaştı. illa iki organ birbirine dolaşacak. ellerim ellerinde yine.. heyecanım oldun; utangaçlığımla birlikte. buluşmaların, kavuşmaların, varlığın çılgın bir heyecan benim için. hani yeni bir ayakkabı alırsın, gece onunla yatmak istersin; hiç bırakamamak. öyle bir heyecan. her seferinde ilk buluşma için bekler gibi beklemeler, sesini duyduğumda kalp atışlarımda hızlanmalar. ölürüm ben senin için deriz ya; bu anlarda çıkıveriyor bu. çünkü şu anda kalbim yerinden çıkacak gibi; bana seslendin. kalbim yerinden çıkarsa ve yaşarsam ilginç olur ama ölürsem.. bu bir intihar mektubu değil durum tasviri. gereksiz çizgileriniden arınmış bir harita metot defterinin hafifliği, müsabaka sonucunu bekleyen boksörün kalp gümbürtüleri, ilk kez uçan tırtılın “kelebeğim ben artık” çığırtıları, parfümün havaya karışma anı.. biz kendi aramızda buna aşk diyoruz.. ya siz?

Sıkça Sanılan Sanılar

4 Nisan 2008

mutlu görünmeye çalıştık, utangaçtık, çekingendik, pasiftik birbirimize karşı. becerememe korkusu yok mu? o yedi bitirdi. ne keşfedilmemişlerimiz, ne tatlı münakaşalarımız daha olacaktı kimbilir. yerli dizilerden birine takılıp, o günü beklediğimiz zamanları bile hayal etmiştim. kalakalmak bu. bitiremediklerini yemeyi, dirseğinin sinirli yerini fiskos masalarına çarptığında kıyamam sana demeyi.. biz aşağıda imzası olanlar, seni iki günde özledik. gelde birbine aşkııııım diyen sevgililere beraber sinir olmaya devam edelim, TRT’yi televizyona TIRT diye kaydedelim. zaten kediler dişi, köpekler erkek değil mi (: altı üstü iki gün için çok zırladım gibi görünüyor ama görünmeyen mürekkepli kalemlede birsürü şey yazdım. ışığı olmadan okuyamazsınız ihihih..

 

lowman , minno, bünyamin

Gökyüzü Senfonisi

23 Mart 2008

Brken

bulutlardan şekiller çıkarıyordu; “şu arabamız, şu köpeğimiz, aa bak şu boğum boğum olanda tombiş çocuğumuz olsun”. zaten burada böyle camış gibi yatarken ancak bulutları istediğimiz şeylere benzetip hayal kurabilirdik. aklına birşey gelmişti ve çok merak ediyordu: bulutlardan biz nasıl görünüyoruz? ben bu kadar takılmadım buna ama ciddiyetini anlayamamıştım. hayale devam etmiş demekki benden sonra. sabah uyandığımda bulutlardaydı. şaka yapıyor sanmıştım “gidip bakacağım” dediğinde. bu kadar hevesli, bu kadar istekli olduğunu bilmiyordum. ama birşeyi unutmuştu; oradan kime bakacaktı? her zamanki gibi alel acele iş yaptığı için benim buradan ona el sallayacağımı düşünmüş. hah. ne de şaşkınsın sen..hava kapalı bugün. dikkat et birilerini ıslatma..

İçim Dışıma Sığmıyor

13 Mart 2008

fdsfe.jpg

siyah noktadan arındırıcılarla, kükürtlü sabunlarla, doğal süngerlerle gözeneklerini krater gibi açtığım vücüdumda değişimler başladı. delikler doluyor, zaman zaman taşıyor. içim dışarıya çıkmak için gerilip gerilip vuruyor. atışlarını dahada sertleştirirse çok fazla dayanamayıp, yırtılmış patates çuvalı gibi salıvereceğim sağa sola anılarımı, sevdalarımı, organlarımı, bulunmamışlarımı. biri gelip akanları, dökülenleri toplar mı, üstüne onlar halka değil fil peçetelerinden örter mi? örtmesede bir su tutuversin. birinin üstüne, ayağına yapışır neme lazım; düşmanıma vermesin! meçhulde bir denize doğru akıyor herşey görüyorum. ama engel olacak, akışı bir aşka/umuda çevirecek barajlar kuramıyorum. ne gücüm, ne sermayem yetiyor. kabul etmeliyim artık: ben sağından-solundan patlamış bir patates çuvalıyım.

Yastıkla Savaş

12 Mart 2008

asdadadasdxa.jpg

ve bu akşamdan da nefret ettim her akşam gibi. ah yağmur.. şu yağmurlu günlerde yapma bunu.. elimle tutabilsem ikinizide boğarım.. zaten ağırım birde yağmurun yükü. ki olmuşum iki katım daha ağır kendimden kafamı koyuyorum yastığa, hissediliyor. yağmur mu ıslattı, gözyaşım mı ayıramadım yine işte! ve annemin söylediklerinden çıkıyorum her seferinde. ıslak kafayla yatıyorum, yada ıslanıyor. yatınca da bitmiyor. yalnızlık ya hani derdimiz; al sana yalnızlık.. olmuşken yarısı yatağımın, yoksun. bir kol mesafesi boşluk.. ıslak yastık.. “ve senin dünyanı gördükten sonra bu dünya dar bana zaten.” final cümlemide harcadım senin için.. kala kala bu uyduruk yastık ve mesafeyi ölçmeye yarayan, bugün üstünde ağırlığın olmadığından uyuşamamış kolum kaldı.. bu yağmur keşke.. öpmek için mi, vurmak için mi o uzanma? yastıkla vur vuracaksan..

Ben Canımı Sokakta Buldum

6 Mart 2008

cadmmf.jpg

gecenin körü ki zifiri karanlık, bildiğin kör. ne çarpıştık, ne de aynı taksiyi çevirdik caddeden. sigara istemekten çekindik ikimizde. ben ona, o bana baktık durduk. durmadık sorduk. “sigaran var mı?”. böyle başladı. böyle de bitmeliydi ama bitmedi. nerden geldiğini bilmediğim bir cisim yaklaşmıştı ve sigara sormuştu, hemde ben o cisime aynı amaçla yaklaşırken. “ismin ne?” dedim. “annemin ve babamın koyduğunu soruyorsun sanırım, ama sen bana canım de, ihtiyacım var şimdi” dedi. benimde vardı. birine canım demeliydim ki bu günlerdir dürtüyordu içimden içimden. dedim. pişman da olmadım. sigaralarımızı içtik, nerede olduğunu hatırlayamadığımız evlerimize doğru yola koyulduk. uzun sürmedi çünkü annem evden çıkmadan sıkı sıkı tembihlemişti; “sokakta gördüğün yabancılara aşık olma”. kayboldum anne, eğer bu yazıyı okuyorsan, gel beni canımın istediği yerden al!

Kendim Kadar Seviyorum Seni

24 Şubat 2008

 304814148_33a3c5da5dd.jpg

geceleri bacaklarımı göğsüme toplayıp, ellerimle sıkıştırdığım görüntümü görüyorum sana baktığımda. ve aklıma hep “kalbin yumruğun kadardır” geliyor. mutlu oluyorum buna. çünkü o görüntüde ben bir yumruk oluyorum ve kalbim boyum kadar, ben kadar oluveriyor. yoğunluğunu göstermeye çalışıyorum sana sevgimin. zeytinyağı gibi, mutsuzluğunun üstüne çıkabileceğini göstermeye çalışıyorum toparlacık olup. sana göre 7 milyar insanla paylaşılması gereken bu iğrenç küre bana birden kendi halimi hatırlatıyor. top gibi kolumu bacağımı toplayıp sana dönüyorum. dahası yok o an benim için. takla atmak bile hoş geliyor gözüme. bisikletin, otobüsün, metronun yerine toplanıp takla atarak ulaşımımı sağlamak geliyor. oh hemde ne güzel geliyor. sen bana ters takla attırma aman! son attığım ters taklada belimi incittim ben..

ve benzeri..

4 Aralık 2007

sizi bir yerlerden seviyor gibiyim..

bu akşam müsaitseniz abim sizi çok sevecekmiş..

sanırım miğdem ağrıyor.. kalp bu kadar ağrımaz değil mi?

şekerli yoğurt sever misiniz? ben severimde..

united blades of america..

%100 buzlu şarap

2 Ekim 2007

karşılıklı oturup şarap içmiştik. kadeh yoktu ama eşantiyon kola bardakları çok bile gelmişti keyfimize ki sen uyuyakaldın..

uyuduğunda kalana baktım; meyve tabağında çilekler ve kiviler yenmiş, eciş bücüş mor erikler kalmıştı. o an beni sadece o erik anlayabilirdi.. daha sevişecektik, ama sen uyudun. tıpkı eriğin çekirdeğinin toprakla sevişmesinin sabah çöpe döktüğümde hayal olduğu gibi..

yarısının, belki biraz daha azının, evet %30 unun polyester olduğunu düşündüğüm kalbini sorguluyordum, inceliyordum. çünkü bazen çok sıcak geliyordu, yakıyordu. ama yıkanması kolaydı ve çekmiyordu

kendim otururken uyduruk bir şiir bile geldi aklıma:

geç saatine kalmadan gecenin uyumalı,
bekleyen varsa bile başında.
bir kulağınla dinlemeli yinede, unutmamalı
ya ağlayan biri varsa başında..

anlatamıyordum ki sen uyurken neler hissettiğimi, eriğimi senimi daha çok sevdiğimi.şarabı da,senide, kalan eriğide, çekirdeğinide, jelibonuda..hep uyudun.. şimdi yazabiliyorum bunları.. polyester yine yakıyor. keşke % 100 pamuk olsaydı kalbin. sıcağı bile tatlı.. tamda kışlık olurdu.. karda başladı..

birbirinden farklıymış kar taneleri.. kafama düşünce anladım.. ya bana hep dolu denk geldi kışlarda ya da bu farklı taneciklerin içinde birşey var. hiç insanın kafasına kar tonk diye düşer mi? evet %100 dolu bu..

kalpli davetiyesiz misafir

25 Ağustos 2007

tuvaletteki hali hariçte insanın anlatamayacağı şeyler geliyormuş başına. iki ucu boklu değnek derler ya ortasından tutupta öyle dolanmak gibi..

yaşayın siz anasını satayım.. tutsun senin elini..saklanıp bi duvarın arkasına öpüşürsünüzde siz..

kendimi “zaten senin burnun akıyooor” diye bir çocuk grubundan dışlanmışta hissediyorum bu sıralar.. bir bu eksikti..

gece gece seni mi düşüneyim, yanlızlığımı mı?

sana soruyorum evet, cevap versene!

hep böyle bakıyorsun nedense..

ama yanımda olmadığında konuşuyorsundur eminim..

bana bütün bu gıcıklıkların..

artık uyumalıyım..

yoksa seninde keyfin kaçacak..

yeniden

18 Haziran 2007

Günlüğü sadece 99.9 damla gözyaşına kalıyorum evimin bu odasında..

Sabah ve akşam sıkışmaları da dahil..

Yerli aşklar ücretsiz,yabancılarsa biraz abartılı..

Hatıra kibrit kutuları,boş şampuan şişeleri var banyosunda..

Sıcak günlerde “yüzme havuzu olsa burada;hemde olimpik” diye hayal edilmiş bir havuzu da var..

Denize sıfır.hatta denizin içinde.”tuzlu su” ya uzak değil yani..

Personel iyi eğitimli ve donanımlı.nasıl acı çektirileceğini yemiş bitirmişler..

Burada 7 kişiyiz.6 sen 1 ben.çok sıkıldığımızda evin içinde dolaşıyoruz.6 odada da olduğun için ben tek başıma hiiiç kalmıyorum..

12 yaş altı çocuklar için ücrette alınmıyormuş hem.sana aşık olduğumu düşlediğim günlerde 12dende küçüktüm..

Herşey yetmiyormuş gibi birde painess centre ve gözyaşı banyoları var..ne de olsa o kadar ağlıyorum yararlanmalıyım değil mi?

Sabah ve akşam gezileri düzenleniyor..çok uzak değil;gül-ağla 23 saat.1 saatse gözleri dinlendirmek için..

Günlük gazetelerimiz kapılarımıza bırakılıyor.en hoşuma giden uygulamada bu.manşette “yine aşk” yazıyor,altında senin büyükçe bir resmin..

Tavla oynuyoruz bazen yaşlı beylerle..koltuğumun altına koyup sırtıma vururken “bunu sıkı tut bari” diye öğütleniyor,aldığım öğütle bir koşu buradan köye yol olacak kadar kusup geliyorum..

Bir iki günde alıştım her zamanki gibi.tuvalette sıkıntı çekerdim hep bilirsin,burada tuvaletler o kadar temizki..herkes sevgi içip aşk işiyor,ölü yiyip hayat sıçıyor sanki..

Alıştım,alıştımda kapıda “rahatsız etmeyin;aşkından geberiyor” yazmasına rağmen kapıyı çalıp kaçan “12 yaş” altı komşu aşk çocukları var..

Hele biri varki gözleri sen,burnu napolyon..

Her 6 saatte bir odadaki mini bar yenileniyor..eksilen keder hemencecik gideriliyor..hiç bu kadar hızlı servis görmemiştim..

İlk günü gibi son günüde pıt diye geliveriyor..bir otobüs,iki tavşan,birde dikiş takımı (düğme renkleri için recp. Başvurun)

Ben burada çok iyiyim…
Zannettiğindende iyi..zannet..zan..1 saatim dolmuş,içimden dürtüyorlar..