Otomatik Ferdi Sigorta

18 Ağustos 2008

bu yazıyı kendine şahin k’yı model almışların okumasına hiç gerek yoktur.
o ne lan öyle bir elin şeyinde bir elin farede “ohh yavrum ”
diyorsun ekrana karşı..

çok fena sıkıntılı günün, çok ağır sancılı saatlerinde çok hafif bir esintiyi aramak. içini o kadar boşaltmak ki, o çok hafif esintinin üstüne çıkıp çok iyi bilmediğin diyarlarda farklı bir hava bürünerek dolaşmak. gölgelerin gücüne inanmak, sünger bob’u yaratılandan saymak ve yaratandan ötürü sevmek, götü başından ayrılınca vah kardeşim diye üzülmek. kanepeden kanepeye zıplarken kafanı tavana çarpacağını sanmak ve kafayı ve g.tü biraz içe kıstırmak. kaymaklı bisküviyi çaya tatlandırsın diye karıştırmak.. ferdi sigorta reklamlarında verilen 444′lü numaraları bunun otomatiği yok mu arkadaşım? diye rahatsız etmekten büyük keyif almak falan filan.

Birinci Tekil Şahıs

17 Temmuz 2008

televizyon artık o kadar sıkıcı duruma geldiki, yapımda ve yayında emeği geçenler dahi saçma sapan davranışlar sergilemeye başladılar. 5 dakika önce ankaralı bilmem kim ile şakır şukur oynayan program sunucusu ve çaktırmadan kayıda alınan ekip, oturup ohh dedikten sonra iki büklüm bir abladan dert dinliyorlar ve ağlıyorlar. sunucu neyse ağlayan ekip elemanlarıda şu sıraların yeni ekran gözdesi.

6 yıldır her yıl olduğu gibi öss’ye girdim ve 6 yıldır aldığım puanın aynısını aldım. bu istikrarımı açıköğretim birinci sınıftada 4 yıldır sergiliyorum. boyumu ve kilomuda hemen hemen aynı süredir koruyorum. bu yapımla potansiyel bir memur adayı olabileceğimi buradan siz kpss kabul kadrosuna (var ise) sunuyorum efendim.

ilkokuldan başlayan kümeleşme, gruplaşma, kızlar ve erkeklerin ayrı giyinip soyunması (beraberde olabilir nolcak kardeştik o zaman) sonra bütün halinde kimseyi tutabileceklerini sanmıyorum. birde flütten tükürük attırtma vardı.

lisede bir öğretmenin saati soran sevimli bir kıza cevaben kolunu ıssırıp eti kemik geçiyor dediğini gördüm. o günden sonra sigaraya başladım ve içtiğim için aynı hocanın kolunu ıssırdığı o bileğinden tokat bile yedim.

makarasına takılıyorum saçmalığına uyuz oluyorum. bir gün birinin makarasına iyi bir sarıcam ama inşallah yakınlarımdan olmaz.

Durak

15 Temmuz 2008

iki ayrı kare, iki ayrı hayat. fark etmeden birbirlerine bakıyorlar durağın içindeki reklam camekanlarından. kız çok daha samimi duruyor erkeğe göre, daha candan. erkek çok dikkatli bakıyor, gözleri dikmiş; bir yere odaklanmış gibi. arada benim olduğumu fark etmeden bakışmalarına devam ediyorlar, bende utandırmamak için çok belli etmiyorum. kız samimi duruşunu korurken erkek ciddiyetini farkettirmek için elinden geleni yapıyor. elindeki patates cipsinden uzatıyor kıza doğru, kız hiç olmaz demiyor rujlu dudaklarına tebessüm vererek alıyor. camla beraber birbirlerine yaklaştıklarını hissediyorum, durak çok daraldı… erkek sürekli cips yiyor, kız tebessümü bırakmıyor.. korktuğum başıma geliyor, otobüsüm karşıdan görünüyor. aradan kalkmak istediğimi belirtir hareketlerde bulunuyorum ama nafile. bu etkileşimin tek şahidi benim ve gitmemi istemiyorlar. kız dudaklarını düşürüyor, erkek yediğinden tiksiniyor. otobüse biniyorum, kız hala karşısındakine bakıyor, o cipsini yerken.

Bu Günlük

15 Temmuz 2008

anahtar sesi, arkadaş sesi, müzik sesi rahatsız ediyor. sürekli kura çektik sana çıktı hissi. boğucu sıcak, ağrıyan baş ve gözler bahanelerine önce kendim mi inanmalıyım? havuz kenarında su soğukmuş bekleyişine benzer bekleyişler her bir iş yapmak için niyetlenildiğinde. yaramaz çocuğun korkusu, yüreğin bir kenarında ebediyete kadar kanını emeceğini düşünen kenenin insana sıkıca yapışması gibi yapışmış. komik olmakta çare olmuyor kendine. kendi kendini güldürmeyi dene ayna karşısında, arkadaşlarının çok güldüğü olayı anlat. güler misin bilmiyorum ama gülerken kendine bir bak. hemen aynada ağlayan palyaço tribine girme ama kahraman gibi hissetmediğinden eminim, yada bende bir sorun var. böyle işte..

Yolluk

9 Temmuz 2008

seninle olduktan sonra öğrendim gözüm yollarda kaldının sadece bir deyim olmadığını, özlemenin verdiği sersemliği, akıl kaymalarını.. bir tabak kabak çekirdeğinin aslında hiçbirşey olduğunu ve kabuğununda yenmesi gerektiğini; çünkü ikinci tabağı almak için pencereden kalkmak gerekiyor. ya o arada beliriverirsen? ben ne yaparım o 15 saniye bahçenin demir korkuluklu yolundan geldiğini hayal etmeden?  ve sonunda belirdin; aynı anda sevinçten bende delirdim. her ilk gördüğümde bu geçici akıl kaybını yaşamak o kadar yumuşak ve heyecanlı bir duygu ki.. tıpkı bir pamukşekerin tamamını ağıza tepmiş olmak gibi. görünmez iplerle bileklerimden bağlanmış gibi açılıveriyor kollarım, tam seni içine sığdıracak kadar bir kucak. sana yer yaptım, burada uyu olur mu?

not: evet pamukşekerin tamamını ağzıma teptim, bu duyguyu da ancak böyle tasvir edebiliyorum.

Bu Adam

8 Temmuz 2008

“not defterine alınmış kısa kısa notlar; harfleri sana doğru ilerliyor” cümlelerin sonunda bir nokta daha koymak için bir heves, dalgın gözler her an dolmaya hazır. alkollü içecekleri keyif için içmeyi unutmuş, yorgun ve uykusuz. elde bir sigara yanarken ikincisini paketten sıyırmayı bekleyen eller, gömleğinin cebinde yarım jelibon paketi. kendiliğinde, yalnızlığında bile görgülü olmaya çalışılmış, çatal ve bıçakla yenmiş kızarmış tavuk butları. miskin bir oturuş tarzı; amerikan usulü bacak bacak üstüne atıp, kıçı oturulan yerin sonuna dayamak.. saçlar hiç bitmeyen bir yolculuğa başlamış bile sakallarla yarışırcasına. kahveden ve sigaradan olduğu belli kırık beyaz dişler. filmlerdeki gibi bir efektle ağzından içine doğru girecek olursak karşımıza çıkması muhtemel vaka : kırılmış bir kalp, yeter artık diye isyan eden dolaşım sistemi. pek fazla değil az daha yukarılara çıkarsak, bir nokta daha koymayı emreden bir beyin.. topal kalan tavuğun şerefine..

Ne Zaman?

2 Temmuz 2008

bu işe herhangi bir zaman verilir mi bilinmez ama yarın, haftaya, önümüzdeki ay olmuyor, cuk oturmuyor. zamanı varsa o da şimdi olmalı. şimdi bu kalp hızlı hızlı çarpıyor, şimdi uçuşuyor içimizde birşeyler ve şimdi bir heceye bakıyor gözler içindeki yaşı akıtmak için. bulutlara çıkma vakti şimdi, oradan daha yükseğe zıplayıp dünyayı muhteşem bir varlık gibi şimdi görebiliriz toz pembe görüş dürbünümüzle. şimdi ölsek ağzımız ve gözümüz açık gider; bir kere daha göreydim, bir kere daha haykıraydım seviyorum diye. şimdi çıkarsa çıkar sakızdan manalı maniler, diğer türlü ben ata binsem nereye giderim? şimdi olsa bir trafikte, bırakmaya gittiğimiz yere varana kadar doya doya baksak şu anları bize çekilir kılana. şimdi olur bunlar.. önümüzdeki şimdi

Masal Anlat

20 Haziran 2008

kuş mu yok içinde? olmasın; varsayarım ben olmadığın geceler senide var saydığım gibi. çocukluğumdan kaldı bu alışkanlık. çok huysuzlanırsam uyumadan bir masala salarlardı beni. kendim koşar, hoplar, zıplar, yeri gelince kılıcımla birkaç canavarı öldürür uyur kalırdım bana anlatılanları dinlemeden. maksat bana o zamanı, o havayı vermek zaten. tıpkı gelmen gibi. beklediğim zaman huysuzluk anlarım, gelmen ise bir masal. ilk gece devrildiğinde bile çok uzun gelen bu vakit, masalımın geldiğini hatırlatan bu üzgün beden.. neyse masala başla sen. bir martının üzerinde küçük tavşanları izliyoruz süper.

Stop..Kestik…

14 Haziran 2008

tamam dur artık! zaten tüm sözlerimizi yedik bitirdik, birde birbirimiz çok geliriz; tatlıya bağlamaya yer kalmaz. benimle alıp veremediğinin alma kısmında daha ne olmalı bilmiyorum ama verme kısmında cimri olman belki beni bu kadar hırçın yapan.. nereden nereye geldiye getirmeden yerlerimize uyusak iyi olacak. en sevilecek hali uyku hali kocaman insanlarında; bebek misali.uyuduğunda daha çok anlıyorum seni..

 

b: canım?
s:zzZzzZzzZz..
b:bende..
s:ZzzzzZzzzZzz..
b:hiç düşünmedim bilmiyorum
s:zZzzZzZzZ..
b:evet olsun..ikiz olsun mu?
s:zzzzZzz..

Çok Gülmüş

20 Mayıs 2008

ikimizde yüzümüzde bu aptal gülümsemeyle uyuyakalıversek, hatta ölüversek.. sabah bulanlar bilemese sebebini bu tebessümün. aslında bizde bilmesek, fakat gülümsemeye devam etsek. geceden kalma bir gülücük ağrıtsa yanaklarımızı, çok kaçırmışız yine desek birbirimize. ve uykunun en tatlı yerinde gıdıklanıyormuşcasına bir kahkaha daha patlatıversek. keyfimizi kıskandıklarından kerem ve aslı mezarlarında ters dönse. gözlerimizi açar açmaz görebildiğimiz tek şey olsak; sana ben, bana sen. ve farkına varmadığımız bir havayı solusak beraberce, hem sen koksa hem ben. sinse üzerimize hiç çıkmasa. kokunda sinse, kendinde sinsen. çıkmasan..

bunların bir kısmı duyduklarımdı. hala gülüyorum. çok seviyorum seni diyerek yazı bitirmeyeli uzun zaman olmuştu..

Kendimi Ballı Hissediyorum

6 Mayıs 2008

muhtemelen pilot olmayı istediğim zamanlarda uçakların büyüklüğüne ve metalin uçma hikayesine aldanmıştım. o zamandan bu zamana kadar uçak teknik olarak havada uçtu, inişini tamamladı zihnimde. doktor olmak istediğim zamanlardan çok sonraydı bu. büyüyünce baba olucam akımını çok çabuk atlattım o dönemdeki çocuklara nazaran. atletik vücuda özendiğimden iki sene sonra zeki-metin filminden özenip golf sahası müdürü olmayı istedim ama kimseye söyleyemedim. bir ara tema dedenin yanında çıkan o beyaz yüzlü çocukların arasına girmek için elemelere katılmayıda düşündüm fakat o sıra sakallarımın çıkması bunu engelledi. kaç sene evveldi bilmiyorum ama anchorman olmayı düşündüm, reha muhtarla kapışamayacağımı anladım. hiç asker olmayı istemedim; hala da istemiyorum. sucuk ve şeftaliyi beraber yediğim gün hayatımın dönüm noktasıydı; gurme olmalıydım. ama dışarının yemekleri miğdeme dokunuyordu. tüm bunları bir kenara bırakıp şu sıralar kendimi ballı hissettiğimden nalkapona ortak olmayı düşünüyorum eğer duruyorsa.

Yapma Abi

2 Mayıs 2008

dolmuşta arka sırada 3 kişi oturuyordu. 1-1-0-1 şeklinde doldurmuşlardı arka koltuğu. en son 1′deki adamı çok gözüm tutmamasına rağmen dolmuşçunun “kardeşiğğm git otur dikilmeğğh, müşteriğğh kaçıracaaaz” demesinden tırstığım için 0′ı doldurdum. emanet oturduğum belliydi, ilk yaşlıya yerimi seve seve verirdim. hatta bırak yaşlıyı benden bir iki yaş büyük ama kafasında saçı az birine bire tesleyebilirdim burayı, o kadar bi itici gelmişti adam. yanına oturunca incelemeye başladım, dahada itti beni diğer taraftaki amcaya. kulağını kurcalıyordu serçe parmağıyla. höh deve şimdi nereye sürcen bakalım dediğimle pantolonumun kenarına değdire değdire bizim serçe diye bildiğimiz, onun karga parmağını koltukta gezdirdi. tam noluyo yaa bakışımı beynimde hazırlamış, gereken emri o tarafa salmışken başka bir bakış benim tırt bakışımı kesti.. evet bu oydu: “hamına gohorum galbinide gırarım” bakışı. 

Amasra

29 Nisan 2008

salyangozun kabuğunu kırdık, içindeki sümüklü böceğin sümüğünü elimize bulaştırıp parmak uçlarımızı uyuşturduk; yada öyle sandık. ucuz şarap içtik, zum olduk. güneşin batışını 2 gün boyunca doğduğu yere bakarak bekledik, buluttandır dedik. tekne turuna çıktık, balık tutanlara ve oltalarına baktık durduk. balıkçıya gittik (hoşafçı’nın yeri) her zamanki gibi hamsi tava yedik. gece geç saatlerde sokakta laf dinledik. deniz analarının fotoğraflarını çektik, hiç görmemişçesine. denize sadece ayağımızı soktuk, analara gelmekten korktuk. güneşte çok fazla durursak yanıp oramızı buramızı su toplatabilir miyiz denemeleri yaptık. aynı sokakları 5-6 kez gezmeden geri dönmedik. amasra pidesi yedik, “etsiz lan bu” dedik. çakraz denen yere dolmuşlar gitmedi, bizide götürmediler. çok sinirlendik, sonra amasra’dan geldik.

İsim-Şehir-Yayvan

23 Nisan 2008

isim: alim  şehir: ankara  yayvan: ankara. nasıl bir şehirsin sen böyle? sorarım sana? alışveriş merkezlerinin, kuru kalabalıkların, taksilerin, meydanların, törenlerin, katakullilerin, özel plakalı araçların, çakma gotiklerin, fenasilerin, kekoların, meydanı boş buldumcuların, sağcıların, solcuların, gelin bize katılıncıların, gözü dönmüş rüşvetçilerin başkenti.. her yerin taksi manzaralı. her bir yanın katlı katlı. mesafelerin şehri.. iki otobüsten aşağısı kurtarmazcı seni.. sevmiyorum seni.. hemde hiç.. gördün mü bak, birini daha kaybettin.. “memur şehri orası” diyenler az bile demiş sana. anadolunun yanlış temsili..

Dilim Kalbime Dolaştı

13 Nisan 2008

yine dilim kalbime dolaştı. illa iki organ birbirine dolaşacak. ellerim ellerinde yine.. heyecanım oldun; utangaçlığımla birlikte. buluşmaların, kavuşmaların, varlığın çılgın bir heyecan benim için. hani yeni bir ayakkabı alırsın, gece onunla yatmak istersin; hiç bırakamamak. öyle bir heyecan. her seferinde ilk buluşma için bekler gibi beklemeler, sesini duyduğumda kalp atışlarımda hızlanmalar. ölürüm ben senin için deriz ya; bu anlarda çıkıveriyor bu. çünkü şu anda kalbim yerinden çıkacak gibi; bana seslendin. kalbim yerinden çıkarsa ve yaşarsam ilginç olur ama ölürsem.. bu bir intihar mektubu değil durum tasviri. gereksiz çizgileriniden arınmış bir harita metot defterinin hafifliği, müsabaka sonucunu bekleyen boksörün kalp gümbürtüleri, ilk kez uçan tırtılın “kelebeğim ben artık” çığırtıları, parfümün havaya karışma anı.. biz kendi aramızda buna aşk diyoruz.. ya siz?

Güz Yazı

5 Nisan 2008

 yaz, çiz.. çok uzun uzun yaz, çiz. o kadar çok uzun yaz çizki emsalini devlet dairelerinde ve tostçularda görebileceğin sarı gövdeli, mavi kafalıklı, bitmeden tırtlayan tükenmez kalemin tükendiğine tanık ol. kendini öyle bir bok sanki gören seni olimpiyat ateşini kav kibritlerini (vasati 40 çöp) patlatarak yaktın sansın. o kalemler ne kadar gıcıktır; elini her halukarda mürekkepe bular. sürekli içinden “müsait bir yerde inecek var” geçsin birde. dahada yazdırsın çizdirsin bu sana. müzik dinleme sakın aman dinleme ölüverirsin. sonuca baktıkça sırıt. ibne ibne sırıt. bulmacadaki acun ılıcalı resmini sakal bıyıkla barış manço’ya çevirmişsinde haberin yok.. görende bi bok yaptın sanacak..

Sıkça Sanılan Sanılar

4 Nisan 2008

mutlu görünmeye çalıştık, utangaçtık, çekingendik, pasiftik birbirimize karşı. becerememe korkusu yok mu? o yedi bitirdi. ne keşfedilmemişlerimiz, ne tatlı münakaşalarımız daha olacaktı kimbilir. yerli dizilerden birine takılıp, o günü beklediğimiz zamanları bile hayal etmiştim. kalakalmak bu. bitiremediklerini yemeyi, dirseğinin sinirli yerini fiskos masalarına çarptığında kıyamam sana demeyi.. biz aşağıda imzası olanlar, seni iki günde özledik. gelde birbine aşkııııım diyen sevgililere beraber sinir olmaya devam edelim, TRT’yi televizyona TIRT diye kaydedelim. zaten kediler dişi, köpekler erkek değil mi (: altı üstü iki gün için çok zırladım gibi görünüyor ama görünmeyen mürekkepli kalemlede birsürü şey yazdım. ışığı olmadan okuyamazsınız ihihih..

 

lowman , minno, bünyamin

Pure Love

2 Nisan 2008

okul zamanlarında üst aranırdı hani. diğer sınıftan biri gelir “oluum, bizim haberimiz vardı, memet hocaya verdik herşeyi” der, siz ne bok yiyeceksiniz bakalım bakışını takardı. bu memet hoca gibi adamlar lazım şimdi bana. bu sevdicek denen kız sürekli üstümü arıyor. bulacak birgün kalbimi diye korkuyorum. ya görürse diyorum onu ne kadar çok sevdiğimi.. daha çok saklayıp belki birine bende “beni memet hoca kurtardı” diyebilirim. çünkü buralarda mutluyuz, seviyoruz diye söylemek-yazmak yasak gibi. kime sorsan tırt hayatın mecburi askeri. görüverirler diye çok korkuyorum. ama aklımdada boş kutuları ayakkabıya geçirip gıcırdayan topuk yapmak geçiyor. o ayrı.. müzik kutusunun yeni nesili: ipod. 

Gökyüzü Senfonisi

23 Mart 2008

Brken

bulutlardan şekiller çıkarıyordu; “şu arabamız, şu köpeğimiz, aa bak şu boğum boğum olanda tombiş çocuğumuz olsun”. zaten burada böyle camış gibi yatarken ancak bulutları istediğimiz şeylere benzetip hayal kurabilirdik. aklına birşey gelmişti ve çok merak ediyordu: bulutlardan biz nasıl görünüyoruz? ben bu kadar takılmadım buna ama ciddiyetini anlayamamıştım. hayale devam etmiş demekki benden sonra. sabah uyandığımda bulutlardaydı. şaka yapıyor sanmıştım “gidip bakacağım” dediğinde. bu kadar hevesli, bu kadar istekli olduğunu bilmiyordum. ama birşeyi unutmuştu; oradan kime bakacaktı? her zamanki gibi alel acele iş yaptığı için benim buradan ona el sallayacağımı düşünmüş. hah. ne de şaşkınsın sen..hava kapalı bugün. dikkat et birilerini ıslatma..

Yerden Alan Yer Böceği

22 Mart 2008

antirikontirisalıncaktan atlama yarışmalarına katılmadım, yol çizgilerini hiç saymadım, bisikletimin tekerine ses çıkarsın diye hiç boş su şişesi sıkıştırmadım, komşuların balkonlarında asılı halılara kedi fırlatmadım, kızların eteklerinin altına kızkaçıran atmadım, radyodan verici yapmayı denemedim, radyasyonun yeşil bulut olduğunu düşünmedim, saati okula değil çizgifilmlere kurmadım, çekirdeği için ishal olana kadar kayısı yemedim, kedilerle ilgili deneylerde bulunmadım, erkekler kızlardan daha güçlü bence tartışmalarına zaten hiç katılmadım, ve süper güçlerim olduğuna da inanmadım, birini “yerden alan yer böceği” diye caydırıp yerdekini kendim almadım, suluboya suyu içmedim, uhudan sümük yapmadım, meybuz yemedim, süttozundan imal edilmiş süt içmedim, akrabalarımın elini sadece para için öpmedim, tornetle kaymadım, traktörlerin arkasına takılıp kendimi pattadanak yere atmadım, boncuklu tabancayı denemek için kendime sıkmadım diyemem. ayıp olur bu kadar adama.. taylanov mimetmiş. çocuk istismarını durduralım!ben yaşadım, hepsinin yaşamasını isterim..