Japon İşi

Kaç tane geçti bilmiyorum. Titremekten dörtte bıraktım saymayı. Zaten her çınlamadan sonra bir arttırıyordum ve ikinci çınlamadan sonra kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Yaklaşık 8 ay az duymuş ve görmüştüm. Arabaya binemiyor, kapalı alanlarda bir paketten fazla sigara içemiyordum. O zamanlarda gözlük takmaya başladığım ve sonrasında bu olaylar dizisinin meydana gelmesini ona bağladığım için olayın ertesi günü gözlüklerimden degaj ile kurtuldum.
Hemen her gece birbirinden saçma rüyalar görüyordum. Nostradamus’gile habersiz akşam çayına gidiyorduk ve ben her daim keki ve çayı hazır olan Nostradamus’un annesini anneme örnek gösteriyordum.”Oğlu söylüyordur ona biz gitmeden evvel” “hem bizim evde kek yapsam 10 dakika durmaz, boğazınız maşallah..” diyordu. Kral adamdı velhasıl Fatih Terim daha kraldı o dönemler.
Japon filmlerine sarmıştım boşluktan. Altyazısız bile izleyecek kadar Japon olmuştum. Ve onlar düşmanları olacak o namussuz çekik gözlü aşağılık pislikleri her ortadan ikiye yardıklarında ben göğsümü kabarta kabarta haz duyuyordum.
Yaklaşık dört ayımı ağır işiten kulağımla Japon filmlerinden Japoncayı sökmeye çalışarak ve sakalım gür çıksın diye her sabah traş olarak geçirdim. Arkadaşlarım arıyor, fakat ödemeli arıyorlardı.
Beşinci ay girdiğinde tuvalet kağıdının bitmesi ile yeni bir başlangıç mesajı aldım. Kıçı başı silmeyi yarım bırakarak kendimi dışarıya attım. İlk gördüğüm kafede biraz oturdum fakat beklediğim ilgiyi çekemedim. Mekanı değiştirmeliydim.
Alkollü bir yere girdim. İçeri tıklım tıklımdı. Oturacak masa göremediğimden bara doğru yanaştım ve ata biner gibi bir tabureye oturdum. “Bir bira” dedim. Barmen anlamadı; “bir bira, bir bir” diye tekrarladım. Yine anlamamıştı. Parmaklarıyla şişeleri tek tek göstermeye başladı konuşmadan. Fıçıdan gelen musluğunda “hah işte ondan yaaa” dedim. İçtim ve yanımdakine laf attım “barmen biraz ahraz galiba, hehehe..”. Duyduğundan emindim fakat verdiği tepki benim herhangi bir Endülüs Emevisine vereceğim tepkiyle aynıydı. Kapının önüne çıkıp hemen arkadaşlarımdan birini aradım. “Lan Rıfat benim oğlum şu şu şu barda içiyorum, gelsene” dedim. “Ne diyorsun abi anlamıyorum?” dedi. Tekrar ettim, “Japoncaya mı yazıldın abi yoksa sen kaç aydır yoktun piyasada” dedi ve ben “Saçmalama lan o kadar içmedim daha, ben sarhoş Capon değilim” dedikten sonra telefonu yüzüme kapattı.
Eve gidip kaset çaları buldum. Heyecanla altındaki küçük deliğe kağıt tepip REC yuvasına taktım. Kırmızı tuşa basıp “deneme” dedim. Hemen geri sarıp PLAYledim. Baştan biraz Ferdi Tayfur söyledi arada bir sessizlikten sonra sesim duyuldu “deneme”. “İşte ya, hayret bişiy ya, bildiğin Türkçe bu. Adamlar nasıl anlamıyor beni?”. İşi yalakalığa vurdum şarkı söyledim ve dinledim. Her şey öz Türkçemizle gidiyordu Japoncayla alakası yoktu.
Gece yatmadan yine de aklıma kurt düşmüştü. Kardeşime “Naber lan kerata?” diye mesaj çektim. 5 dakika geçmeden “Oramakoma buramako!” diye cevap geldi. Kendimden iyice şüphe edip aynada konuşurken dudaklarımı okumaya çalıştım fakat gözler kısık olduğu için yapamadım.
No related posts.
Kategoriler
Benzer Yazılar (YARPP)
Benzer yazı yok.




