(resim: hakkı ceylan)
kocaman ve küçücük şehirler anlatırlar belgesellerde. yollarını yolsuz köylerle, insanlarını çoğu soysuz zenginlerle anlatırlar hemde. kimi bu şehirlerden birinin boğazına dikilir ve bağırır ona yenilmeyeceğini, kimi kongrelere veya gezilere gelirken otobüste söyler marşını ardından alkışlayarak. öyle resimlerle, görüntülerle gösterirlerki buraları sanırsın herkes ağlıyor, çocuklar arabaların peşinden koşuyor. yönetmenin işbilmezliği değil tam aksine 12′den vurma çabasına dayanır tüm o dar evlerde oturan zırlak bakışlı çocuklar.
sözde ezilen kesimin yanında olan yönetmenimiz, humanist kürkünü giyer ve yola düşer. ilk gittiği yörede bir tarih bulmalıdır: mehmet amca. mehmet amca anlatır, yönetmen kısık sesli seslendiriciye araya ağırlık çöktürecek diller döktürür. mehmet amca ağlar hatırladıkça, yönetmen birşey bulur: göz yaşları anlatıyor herşeyi..
akşama kadar gezer mehmet amcanın memleketini televizyondan gelmişler fısıldamalarını duyarak fakat aldırmadan sırtından geçindiklerine. birazdan oranın en yanık sesli teyzesi çıkacaktı hangi kanal acaba dediğini duyduğu fakat cevap vermediği başı kapalı nurdan hanım teyze.. nurdan hanım teyzeye dua etmeli ki bu göğsü kabarık poh pohçuya kendi oğluna sarılır gibi sarılıyor, o çaktırmadan sağ avuç içini kaşırken.
akşamı ileri gelenlerle geçirmek adettir ya, kuzuyu orada çevirmek, şarabı-rakıyı emercesine içmek kayıdı bitirdikten sonra. sigara aralarında, zengin ve soylu oğulları ile muhabbetler çevirirken mehmet amca’ya yok o dokunuyor ben burdan yakayım dediği sigaradan körük gibi çekmek.
tüm yönetmenler aynıdır demiyorum, yinede diyemiyorum fakat yönetmenler o gün bulundukları köyü yönetmeyi ve neşeli kır düğünlerini bile varoşluğun bir temsili olarak göstermeyi iyi beceriyorlar.


Konudan bağımsız soru: Her gün değişiyor mu bu header ?
hergün değil her postta veya sayfada random olarak ayarlı.